• BIST 100.237
    • Altın 280,080
    • Dolar 5,7344
    • Euro 6,3129
    • İstanbul 19 °C
    • Ankara 14 °C
    • İzmir 23 °C
    » »

    Selahattin Demirtaş'tan Ekrem İmamoğlu yorumu

    Selahattin Demirtaş'tan Ekrem İmamoğlu yorumu
    Selahattin Demirtaş'tan Ekrem İmamoğlu yorumu

    Demirtaş 34 gazeteci, yazar ve eleştirmenin birer sorusunu yanıtladı.

    Gazete Duvar'dan İrfan Aktan'ın aktardığı haber şöyle:

    Avukatları üzerinden Demirtaş’a, farklı düşüncelerdeki gazeteci, edebiyatçı, yazar ve eleştirmenden birer soru soruldu.

     

    Aşağıda alfabetik sırayla Ahmet Tulgar, Ayşegül Doğan, Bêritan Canözer, Ece Temelkuran, Doğan Tılıç, Fatih Polat, Fehim Taştekin, Gaye Boralıoğlu, Gökçer Tahincioğlu, Hasan Cemal, Hatice Kamer, İmran Ayata, Kemal Varol, Latife Tekin, Mehveş Evin, Melis Alphan, Murat Özyaşar, Nadire Mater, Nevşin Mengü, Orhan Koçak, Özgür Amed, Pınar Öğünç, Şalom gazetesi, Yetvart Danzikyan, Selim Temo, Selin Girit, Sedat Ergin, Sema Kaygusuz, Semih Gümüş, Şener Özmen, Timour Muhidine, Yıldırım Türker ve Zehra Doğan’ın birer sorusuna Selahattin Demirtaş’ın etkileyici yanıtları bulunuyor.

     

    Selahattin Demirtaş: Her şeyden önce, bu orijinal röportaj fikri nedeniyle İrfan Aktan’a ve soru gönderme nezaketinde bulunan tüm değerli dostlara içtenlikle teşekkür ediyorum.

    Bunu aynı zamanda hapishanelerle bir dayanışma olarak görüyor ve çok anlamlı buluyorum. Doğrusu İrfan bu yöntemi önerdiğinde 7-8 soru bekliyordum fakat 34 değerli insandan soru gelince hem sevindim, hem de kaygılandım. Nitekim soruların hepsine gönlümce cevap olabilmek mümkün olamayacak.

     

    Ancak ben her soruyu güzel dostlardan gelmiş sıcak bir selam olarak hissettiğim için, her birine aynı içtenlikle selam göndermek istedim. Umarım mecburiyetten kaynaklı sıkıştırılmış formattaki cevaplarımı anlayışla karşılayacaksınız. Hepinize ayrı ayrı teşekkürlerimi, selamlarımı, özlemlerimi iletiyor, geniş zamanlarda ve mekanlarda doyasıya sohbet edebilmeyi diliyorum.

    1- İrfan Aktan : Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve kendisinin çağrısı sonucu bugün açlık grevine son verilmesini, bu tarihi gelişmeyi nasıl okuyorsunuz?

    Tecrit politikaları, Türkiye’ye kaybettiren politikaların en büyüğüydü. Bundan vazgeçilmesi, eminim tüm Türkiye toplumunun yararına olacaktır. Açlık grevlerinin amacına ulaşarak bitmesini sevinçle karşılıyorum. Başta açlık grevi eylemini yapanlar, direnişin öncüsü anneler, destek olan kamuoyu, avukatlar ve tüm halkımıza bu duruşlarından dolayı şükranlarımı sunuyorum. Bundan sonraki sürecin nereye evrileceğini şu anda bilemiyorum, fakat aslolan, barış ve demokrasi ısrarından vazgeçmeden mücadeleyi sürdürmektir. Açlık grevi sürecinde kendini feda edenler dâhil, bedel ödeyen herkese, tüm halka barış ve demokrasi sözümüz var. Sayın Öcalan’a fırsat tanınırsa hep beraber bunu başaracağımıza inanıyorum.

    2- Ahmet Tulgar (Gazeteci, yazar): Bir politikacı olarak siyasetin nasıl bir buluşturucu, barıştırıcı, özgürleştirici gücü olduğunu gösterdiniz. Şimdi hapishanede yazdığınız kitaplarla edebiyatın nasıl bir güç ve sığınak, nasıl bir özgürleşme imkânı olduğunu gösteriyorsunuz. Ve her iki durumda da iktidarları sarsıyorsunuz. Bunların temelindeki yaşam felsefenizi anlatır mısınız? Toplumsal olandan çok bireysel olanı merak ediyorum ama.

     

    Verili olanla, hazır olanla yetinmeyi bilmiyorum ben Ahmet. Kalıplar, şablonlar, ezberler boğuyor beni, nefes alamıyorum. Önüme çıkan her sınırı, en az bir defa ihlal etmesem kendime olan saygımı, güvenimi yitirecekmişim gibi hissediyorum. Siyasi bir öncü olma hırsı veya güdüsüyle yapmıyorum bunları. Bunları yapıyorum diye bana siyasi öncü misyonu atfediliyor, ben de bundan kaçamıyorum. Ama bana bu misyonu atfedenlerin de kalıplarını, ezberlerini, sınırlarını ihlal etmekten alıkoyamıyorum kendimi. O zaman da, daha bir siyasi öncü olarak kabul görüyorum. Böyle böyle gidiyoruz işte, Allah sonumuzu hayretsin. Son kitabın Bakmadığınız Bir Yer Kalmıştı için eline sağlık diyorum.

    KETIL, HDP İLE KOORDİNELİ OLARAK ÇALIŞIR

    3- Ayşegül Doğan (Gazeteci): Siyasi iletişime ‘ketıl’ ile yaptığınız katkı büyük ilgi uyandırdı. 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi ketıl performansı çok konuşuldu. E-miting yaptınız, basın toplantısı bile düzenlediniz. Önce her Pazartesi düzenli olarak, sonra da çat kapı geleceğiniz söylediniz. Bu yıl sadece bir kez, 31 Mart öncesi çalıştı ketıl… Ketılda arıza mı var, neden daha az çalışıyor?

    Hiçbir arıza yok sevgili Ayşegül. Gerektiği yerde, gerektiği şekilde ve HDP ile koordineli olarak çalışır ketıl.

    4- Bêritan Canözer (Gazeteci): Leyla Güven 190 günden fazladır açlık grevinde. Ölüm orucunda olanlarla beraber binlerce tutsak da bu grevi sürdürüyor. Hükümetten açlık grevlerini sonlandıracak ve çözüm odaklı bir adım atılmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Zorlu ve ağır bedellerle ilerleyen bir mücadele sürecindeyiz sevgili Bêritan. Her şey arzu ettiğimiz takvimde gerçekleşmeyebilir ama direnenler er geç kazanacaktır. Buna yürekten inanmak ve her yerde direnişte ısrarcı olmaktır önemli olan, gerisi zaman meselesidir.

    5- Ece Temelkuran (Gazeteci, yazar): Türkiye siyasetiyle ilgili bir manifesto yazsanız ana başlıkları neler olur?

    Sevgili Ece, siyasi bir manifesto yazmak işin en kolayı. Demokrasi ve özgürlükler konusundaki engellerin ortadan kaldırılmasına dair yeterince yol haritası var elimizde, kanımca. Eksik olan şey eylemektir. Başarabileceğimize dair umudu ve cesareti artıracak işler yapmalıyız diye düşünüyorum. Yazılarını keyifle okuyorum bu arada, yüreğine sağlık.

    ÇIKINCA DÜNYA BANA DAR GELECEK DİYE KORKUYORUM

    6- Doğan Tılıç (Gazeteci): Cezaevine girmeden önceki Demirtaş’la cezaevinden çıktıktan sonraki Demirtaş’ın hayata ve dünyaya bakışında ve de siyaset yapışında bir farklılık olacak mı?

    Olmaması mümkün mü Doğan Abi? Her deneyim, bize yeni perspektifler sunar elbette. İki buçuk yıldır iki kişi, küçük bir hücrede yaşıyoruz. 46 yıllık ömrümde, dünyamın bu kadar genişlediği başka bir dönemim olmadı. Çıkınca dünya bana dar gelecek diye korkuyorum.

    7- Fatih Polat (Gazeteci): Devran’da, karakter inşası bakımından en başarılı bulduğum, beni çok etkileyen, politik göndermelere en uzak öykü olan, cenaze levazımatçısını anlattığınız ‘Yeni Hayat’ olmuştu. Hatta okurken, Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli’ndeki efsane karakteri ‘Zebercet’ geldi aklıma. Bir edebi metin olarak, kurgu payını bir kenara koyarak soruyorum, bu kadar başarılı canlandırdığınız cenaze levazımatçısının hayatınızda bir karşılığı var mı?

    Öykünün hayatımda doğrudan bir karşılığı yok Fatih. Fakat benzer durumlarla çok karşılaştım. Bulunduğu konumu ve yeteneklerini doğru değerlendirerek yeni bir yaşam inşa etmeyi bir kenara bırakıp, fantastik maceralarda hüsranı yaşayanları çok gördüm. Uç bir örnekle, kurmaca yoluyla anlatmaya çalıştım birazcık.

    BELLİ BİR YAŞA KADAR HERKESİ HAKİKİ SANIRDIM

    8- Fehim Taştekin (Gazeteci): Kimlerin mahpususunuz?

    Emin ol kimsenin mahpusu değilim Fehim. En çok da, beni tutsak aldığını zannedenlere karşı olabildiğince özgürüm.

    9- Gaye Boralıoğlu (Yazar): Edebiyatınızı tariflemeye kalksam, başvuracağım kelimelerin başında “hakiki” gelirdi. Yaşanmış olsa da olmasa da öykülerinizin hakikat dozu çok yüksek. Hayatta ve edebiyatta hakikat sizin için ne ifade ediyor?

    Dünyadan Aşağı kitabını okudum, çok beğendim sevgili Gaye. Eline, yüreğine sağlık. “Hakiki olmak” benim için bir tercih değil. Ben hakiki olmak dışında hiçbir şey bilmiyorum ki. Bunun bir meziyet olarak görülmesi çok şaşırtıcı benim için. Belli bir yaşa kadar, herkesi hakiki sanırdım. Çok sonraları farkettim ki durum öyle değilmiş. İlk zamanlar kendimi aptal gibi hissettiğimi de itiraf etmeliyim. Daha sonra başka türlü olamayacağımı anlayınca, bu yönümle barışık yaşamayı öğrendim. Ve ben ne yapsam beni belirleyen hakikilik oluyor artık.

    NEDEN UMUTLU OLMALIYIZ? ÇÜNKÜ ÖYLE GEREKİYOR

    10- Gökçer Tahincioğlu (Gazeteci, yazar): Devran’da bütün fukaralığa, çaresizliğe, hayal kırıklıklarına rağmen dışarıya sızan bir umut, anlama ve anlatma çabası var. Kitap, yıllarını cezaevi kapısında geçiren anne ve babanıza armağan edilmiş. İstanbul seçiminin iptal edildiği gün ise gördüğümüz bir tablo vardı.Öcalan’la avukatların görüşmesinden sonra başlayan, HDP’ye yönelik önyargılı sözler ve suçlamalar, Gezi’ye kadar uzanan eleştiriler. Buna karşılık HDP seçmenlerinden gelen “siz neredeydiniz” karşılığı. Edebiyat, bu makası kapatabilir mi? Anlamak ve yeni bir dil inşası, üstelik çok kolayca karşıt siyaset üretilirken mümkün mü? Neden umutlu olmalıyız?

    “Mühür” romanın güzeldi Gökçer, eline sağlık. Ortak arkadaşımız Kemal Göktaş’a da selam söyle lütfen. Onun da yazılarını takip ediyorum. Sözünü ettiğin makasın, kutuplaşmanın, fanatikliğin veya önyargıların ortadan kaldırılması çok kolay bir iş değil. Bu konuda edebiyatın büyük desteği olacağından şüphem yok ama, o da yetmez. Sanat, felsefe, alternatif tarih, hatta mitolojinin de siyaseti (ve de dilini) belirleyebilmesini sağlamak gerekir. Üstünkörü edinilmiş bir siyasi bilinçle yapılan her türlü siyaset kabadır, ötekileştiricidir ve makasların daha fazla açılmasından başkaca bir sonuç doğurmaz. Sorun çözmediği gibi, sürekli yeni sorun üretir. Peki neden umutlu olmalıyız? Çünkü öyle gerekiyor.

    11- Hasan Cemal (Gazeteci): Sevgili Başkan, seni ve sohbetini çok özledim, seni bu kadar zamandır hapiste tutan adaletsizliğe zaman zaman isyan ediyorum. Ne zaman çıkacaksın? Ne zaman hasret gidereceğiz?

    Merhaba Hasan Abi, sesini duymak güzel. Ben de misafirperverliğini ve güzel sohbetini özledim. Bunu bir dahaki duruşmada tahliye gerekçesi olarak ileri süreceğim ama kabul göreceğini sanmıyorum ???? Halk yeterince isteyince ve bunu istediğini yeterince görünür kılınca cezaevleri boşalır. Bu da mücadeleyle belirlenir ancak. Fakat cezaevine gömüleni duymadım bugüne kadar. Herkes bir şekilde çıkıyor. Önemli olan onurumuzla girdiğimiz bu yerden, onurumuzla çıkmaktır. Sen yine de, her zamanki gibi sofranı açık tut, bakarsın sürpriz yaparız ????

    DİRENİŞ RUHUNU SAYGISIZCA HİÇLEŞTİRMEKTEN KAÇINMAK GEREKİR

    12- Hatice Kamer (Gazeteci): Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesini hükümetin İstanbul seçimlerinde Kürtlerin oylarını almak için yaptığı bir hamle olarak yorumlayanlar oldu. Siz bu yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Yaşanan bunca acı deneyime rağmen, meselelerin bu kadar basit yaklaşımlarla ele alınmasına üzülüyorum. 200 gündür açlık grevleriyle, ölüm oruçlarıyla, içerde ve dışarıda direnen annelerin kararlı duruşlarıyla yürüyen direniş ruhunu, saygısızca hiçleştirmekten kaçınmak gerekir. İnsanlar, ölüm sınırında ve bu direnişin talebine hiç değilse saygı duymak yerine, bu talebi ve gelişmeleri ucuz pazarlıkların malzemesiymiş gibi sunmak, tek kelimeyle ayıptır. Bu şekilde yazıp çizenlerden, biraz empati yapmalarını rica ediyorum. Cezaevinde (veya dışarıda) 200 gündür açsınız, her an ölebilirsiniz. Ve tam o esnada, talebinize dair olumlu bir gelişme yaşanıyor, siz devamının gelmesini beklerken, birileri çıkıp “Hayır hayır bu sayılmaz, bu seçim için atılmış bir adımdır.” deyip gelişmeyi anlamsız kılmaya çalışıyor. Size de resmen öl demiş oluyor. Evet ayıptır, biraz vicdan lütfen. Bu soru vesilesiyle, biraz içimi dökmüş oldum sevgili Hatice, sağol.

    13- İmran Ayata (Yazar): Dersim’de Munzur’un kenarında bir masa kurabilseydik, o masada neler konuşmak ve dinlemek isterdiniz?

    Hapisteki birine zalımca bir hatırlatma olmuş seninki sevgili İmran ???? Doğrusu şu anda Munzur’un kenarında bir masa kursak ne konuşmak isterim, ne de kimseyi dinlemek… Ama fonda Mikail’in, Ahmet’in, Aynur’un, Ferhat’ın, Erdoğan Emir’in, Metin-Kemal’in, Grup Munzur’un, Diyar’ın sesi olsa, yok demem ????

    ACIYI AKSESUAR GİBİ YÜZLERİNDE TAŞIYANLARI RAHATSIZ EDİCİ BULUYORUM

    14- Kemal Varol (Yazar): Siz çok sıkıntılı zamanlarda insan hakları mücadelesinin içinde oldunuz. Tanık olduğunuz nice haksızlık, trajediler, insan hikâyeleri… Ama buna rağmen gerek politikada gerekse de öykücülüğünüzde ironiyi güçlü bir enstrüman olarak kullandınız hep. İroninin sizdeki ve acılı bir toplumdaki karşılığı nedir?

    1994’te Diyarbakır Emniyetinde 15 gün gözaltında kaldım sevgili Kemal. Onca sorgunun, zulmün, korkunun ve acının içinde ne kadar espri yapıp güldüğümüzü anlatamam. Gözaltı arkadaşlarım, bunun tanığıdır. Acıyı bal eylemeden, onunla baş edemiyorum ben. Acıların bizi teslim almasını, hayatımızı, tüm geleceğimizi belirlemesini kabul edemiyorum. Yaşadığı acı ve kederle olgunlaşan, bunu her an yüreğinde hissederek taşıyanları kastetmiyorum elbette ama acıyı mühim ve ciddi bir “aksesuar” gibi yüzlerinde taşıyarak, acıyı dibine kadar sömürenleri de rahatsız edici buluyorum. İroniyi de, mizahı da hem acıyla baş edebilmenin, hem zulme karşı daha etkili mücadele edebilmenin, hem de kendini daha kolay, çarpıcı anlatabilmenin yolu olarak görüyorum. Bunu hafife alanlara da gülüp geçiyorum. Çünkü ben espri yaparken çok ciddiyim, şakam yoktur. Toplum halinde yaşanan kolektif travmalara karşı dayanışmayı, umudu ve coşkuyu var edebilmek için de; ironiyi, espriyi yani “gülmeyi” küçümsemek yerine, ciddiye alıp ağız dolusu gülmek en iyisidir. Son kitabın Jar’ı çok beğendim, kutluyorum, eline sağlık.

    15- Latife Tekin (Yazar): Yaratım alanları kendi dünyasının biricikliğine dair yaratıcısından belli bir özerklik, birbirine ne kadar bakışsa da belli bir bağımsızlık, kendine özgü bir özen ister. Politik bilinciniz ile edebi ve sanatsal yaratılarınız arasında bir uyum olsa da ona zıt bir gerilim, birinin ötekine baskın oluşundan daha önemli, verimli bir özerklik mücadelesi vardır sanıyorum. Anlamı, deneyimi her yazar için farklı olsa da, bu verimli gerilimi yazdıklarınızdan da hissediyorum. İçeride, onca politik basınç altındayken yaşadığınız bu iç çatışmayı nasıl deneyimliyorsunuz?

    Senin “verimli gerilim” dediğin ve okurken hissettiğin o şey, yazarken bana dokuz doğurtuyor sevgili Latife Tekin. Bunda beni zorlayan ve sınırlayan şey politik bilincim veya kimliğim değil, politik temsiliyetimdir. Milyonlar adına yıllarca temsilen söz söylemiş biri olarak, kendi adıma kişisel bir söz söylerken ölçüp biçmek zorunda kalıyorum. Bu da edebiyatta zorlayıcı ve sınırlayıcı bir unsur olarak yaratıcılığınızı, özgürlüğünüzü etkiliyor haliyle. Bu biraz can sıkıcı bir durum, edebiyat adına tabii ki. Yoksa tek gerilim noktası, kendi dünyam ve yaratım alanları arasında olsa bundan memnun olurdum. Dolayısıyla edebiyattaki sınırlarımı belirleyen şey politik temsiliyetim oluyor, kendi hayallerim değil. Yine de yavaş yavaş bunu aşmaya, alıştıra alıştıra sınırları ihlal etmeye çalışıyorum. Ben henüz yeterince özgür bir yazar değilim, yazmak istediklerimin çoğunu yazamadım halen. Her şeye rağmen edebiyat hevesime feda edemeyeceğim kadar kıymetli ağır sorumluluklarımın da bilincindeyim. Milyonları ilgilendiren “o şeye” zarar gelmemesi de çok önemli benim için. Bir gün siyasi temsiliyet rolüm zayıflar veya ihtiyaç kalmadığından ortadan kalkarsa, görece daha özgür yazabilirim sanırım. Bu arada, Muinar ile Rüyalar ve Uyanışlar Defteri elimin altında, okunma sıralarını bekliyorlar. Emeğine sağlık.

    23 HAZİRAN’A İLİŞKİN TUTUMUM PARTİMDEN FARKLI OLAMAZ

    16- Mehveş Evin (Gazeteci): Ekrem İmamoğlu ve CHP’nin İstanbul siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz? İmamoğlu, Türkiye’nin demokratikleşmesi adına bir umut mu? 31 Mart’taki gibi 23 Haziran için de seçmenlere bir çağrı yapacak mısınız?

    Kutuplaştırma, öfke dili ve gerilimden usanmış topluma daha birleştirici, kucaklayan bir dille seslenmek ve bunu inanarak yapmak önemlidir. Toplum da buna değer veriyor haklı olarak. Ben dışarıdayken de çok defa söylediğim gibi, umudu kişilere bağlamak doğru olmaz. İlkelere ve bu ilkeler etrafında birleşmiş daha geniş mücadele birliklerine ihtiyaç var. Herkesin demokrasi cephesi gibi kolektif yapıların oluşmasına destek vermesi ve böylesi yapıların parçası olarak mücadele etmesi daha elzemdir. Kişiler üzerinden yürüyen mücadeleler, demokrasi kültürünün oluşmasına yeterli ve kalıcı katkı sağlamaz. Sayın İmamoğlu’nun da mevcut pozisyonunu ve haklı halk desteğini kalıcı hale getirebilmesinin yolu budur. 23 Haziran seçimine ilişkin partim HDP tavrını ortaya koyuyor zaten. Benim de bundan farklı bir tutumum olmaz. Gelişmeleri izleyip, neler yapabileceğimizi partimle istişare edeceğim elbette. A’dan Z’ye Buraya Nasıl Geldik kitabını okudum, çok başarılıydı. Eline, emeğine sağlık.

    17- Melis Alphan (Gazeteci): Selahattin Demirtaş bir kadın olsaydı, Türkiye siyasetinde bu kadar öne çıkabilir miydi? Hayatın her alanında olduğu gibi, siyasette de kadınların önüne çıkarılan engelleri aşmak için nasıl bir yol izlerdi? Ayrıca iyimserliğinizi, umudunuzu nasıl koruyorsunuz?

    Yaşamın her alanında olduğu gibi, siyasette de kadına yönelik ayrımcılık son derece barizdir. Birlikte siyaset yaptığım kadın arkadaşlarıma yönelik katmerli saldırılar orta yerdeyken bu konuda kimse aksini iddia edemez. Kadınların mücadeleyi nasıl büyüteceklerine benim yol göstericilik rolüne soyunmam işin doğasına aykırı olur. Ben sadece mücadelenin bir parçası olabilirim. Yoksa kadınlar inatla, kararlılıkla ve cesaretle yürüyorlar zaten. “Bir kadın olsaydım” faraziyesi üzerinden bile önerme yapmam, akıl vermeye kalkmam doğru olmaz. Umudu nasıl koruduğuma gelince; yakın zamanda Başak’a yazdığım bir mektupta “Karanlıkta görebilme yeteneğidir, umut” demiştim. Bu yeteneğin gelişebilmesi için de çok fazla okuyup anlamaya çalışmalı, değiştirmek için kesintisiz bir hareket, mücadele içinde olmalısınız. Ben bu şekilde ayakta kalabiliyorum, değerli Melis Alphan.

    RÜYAMDA HAPİSTEYDİM, UYANINCA ‘OH BE, NEYSE Kİ RÜYAYMIŞ” DEDİM

    18- Murat Özyaşar (Yazar): Hapisteyken görüp unutamadığınız bir rüyanızı anlatır mısınız?

    Sevgili Murat kardeşim, tuhaf bir rüyamı anlatayım o zaman. Bir gece yarısı, rüya görürken aniden uyandım. Rüyamda hapisteydim, uyanınca “oh be, neyse ki rüyaymış” dedim içimden. Sonra da nerede olduğumu hatırlayıverdim. Sarı Kahkaha kitabını istedim, yolda. Şimdiden eline, yüreğine sağlık.

    İSTANBUL ADAYI OLSAM, BİLLBOARDLARA AYNA KOYARDIM

    19- Nadire Mater (Gazeteci): 23 Haziran seçiminde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olsaydınız, ana sloganınız, sloganlarınız ne, neler olurdu? Nasıl bir İstanbul vaat ederdiniz ki, bu farklılıklar/farklar sadece size oy verenleri değil, size oy vermeyi aklından geçirmeyenlerin bile sandık başında bir an da olsa Demirtaş’ı düşündürtecek kadar gönüllerini çelerdi?

    Doğrudan demokrasinin hayata geçebilmesi için gerekenleri yapardım. Bütün ilçelerdeki bütün meydanlara ücretsiz ve hızlı wi-fi bağlantısı sağlardım. Özel bir kodla herkesin telefonuna yüklenmiş programlarla, isteyen herkesin belediye meclisinin ve belediye başkanının alacağı tüm kararlar için online oylamaya katılabilmesinin yolunu açardım. Karar alma, öneride bulunma, eleştiri yapma ve denetleme süreçlerinin tamamı tüm İstanbullulara açık hale gelinceye kadar bunu yaygınlaştırırdım. Bu şekilde referanduma tabi tutulmamış hiçbir kararı almaz ve uygulamazdım. Gerçek bir halk demokrasisi inşa etmeden yapılacak her şey az ya da çok aldatmacadır. Demokrasi kültürünü geliştirmeden ne farklılıkları bir arada yaşatabiliriz ne emek ve doğa sömürüsünü engelleyebilir ne de talanı, yolsuzluğu, hırsızlığı önleyebiliriz. Bütün billboardlara koyacağım aynanın üzerine de seçim sloganımızı yazardım: “İstanbul’un yeni belediye başkanı. Lütfen daha yakından bakın ???? ” Selamlar, sevgili Nadire Mater.

    20- Nevşin Mengü (Gazeteci): Ergenekon sanıkları cezaevlerindeyken, kimileri cezaevi duvarlarına “biz çıkacağız siz gireceksiniz” yazmıştı. yazdıkları gibi de oldu. Siz çıkınca kim girecek sizce?

    Biz çıkınca, haksız yere bir tek insan dahi cezaevine girmesin isterim. Gerçekten de adil, tarafsız ve bağımsız bir yargı; adaletli ve özgürlükçü yasalar olsun, hapishanelerin tamamı da insan onuruna uygun hale gelsin diye mücadele ederim. Böyle bir sistemde kim gerçek suçlu ise o girsin derim. İntikam anlayışıyla ve çözüm üretmeyen tekrarlarla bir yere varamıyoruz çünkü Nevşin Hanım.

    Kaynak ve Haberin Devamı İçin : Gerçek Gündem ( https://www.gercekgundem.com/siyaset/95484/selahattin-demirtastan-ekrem-imamoglu-yorumu )

    İzlenme: 166
    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu videoya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Sosyal Manşet | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : [email protected] | Haber Scripti: CM Bilişim