• BIST 1.112
    • Altın 504,262
    • Dolar 8,3508
    • Euro 9,7324
    • İstanbul 14 °C
    • Ankara 14 °C
    • İzmir 19 °C

    Gezi'nin sapanlı teyzesi: Pişman değilim!

    Gezi'nin sapanlı teyzesi: Pişman değilim!
    Gezi Parkı eylemlerinde 'sapanlı teyze' olarak tanınan Emine Cansever, "Bugün Gezi olsa yine giderim" dedi.

    Gezi Parkı eylemlerinde 'sapanlı teyze' olarak tanınan Emine Cansever, "Bugün Gezi olsa yine giderim. 27 yıl hapis cezası ile yargılıyorlar ama istedikleri kadar yargılasınlar. Biz orada geleceğimize sahip çıkmak için sokağa çıktık. Gezi’den dolayı hiç bir pişmanlığım olmadı. Bedelsiz mücadele olmaz. Nereler de bedel ödenmiyor ki. Yaşarken de bedel ödüyoruz" diye konuştu. Cumhuriyet'ten Hilal Köse ve Ali Açar'a konuşan Cansever, "Niye polise taş attın diyorlar? Ben de diyorum ki; Kimin ayağına basarsan bas o kişi bir gün Köroğlu olur başkaldırır. Polis saldırırken tabi ki ben de baş kaldıracaktım" diye konuştu.

    Gezi Direnişi, Taksim Meydanı ve Gezi Parkı başta olmak üzere, yaşam alanlarına yapılan saldırılara karşı, her yaştan ve siyasetten insanın tüm farklılıklarıyla bir arada durabildiği tarihi bir dönemeçti. Üzerine çok şey yazıldı, söylendi.... Yazılmaya da devam edecek. Dönemin Başkakanı olan Recep Tayyip Erdoğan, Gezi’deki orantısız güç kullanımını “polisimiz destan yazdı” diye teşvik etmişti. Asıl destanı, canları pahasına, Gezi Parkı’na ve özgürlüklere sahip çıkanlar yazdı. Direnişten geriye kalan o duvar yazıları ve simge fotoraflar, yıllar geçse de unutulmayacak. Gezi’nin 3. yılında, o fotoğraflara yeniden bakmak, hafızayı tazelemek hepimize iyi gelecek. Gezi’deki polis şiddeti, 8 genci canından etti, 11 kişinin gözünü kaybetmesine neden oldu. 60’ı ağır, binlerce kişi yaralandı. 103 kişi kafa travmasına uğradı. Şiddetin sorumluları ise 3 yıldır yargı önüne çıkarılmadı.

    'Sıkışmış enerji patlaması'

    Taksim Meydanı’nda elinde Türk bayrağı olan bir yurttaşı polis müdahalesinden elinden tutarak kaçırmaya çalışan Kürt genci Ali Şahin:

    Gezi’yi ne bir devrim hareketi, ne hükümeti düşürecek ne de ülkeye demokrasi getirecek bir eylem olarak gördüm. Gezi sıkışmış bir enerjinin patlamasıydı. Olaylar sırasında Şanlıurfa’da çalışıyordum ve burada olmam gerektiği için işimi bırakıp geldim. Devletin halka uyguladığı şiddete karşı halkın yanında yer almak istedim. Tarlabaşı’ndaki Nevruz kutlamalarında daha fazla ölüm riski aldığımı düşünüyorum. Bu ülkede 6-7 Ekim olayları yaşandı, Sur’da evler yıkılıp ateşe verildi. Bugün ülkemizde yaşanan durum o dönemden daha karanlık. Orada bayrak üzerinden bir değerlendirme yapılıyor. Ben bir insanı kurtardım. Yoksa üzerinden polis panzeri geçecekti. O bayrak Türk halkının birleştirici ve saygı duyduğu bir simgedir ve biz de buna saygı duyarız. Elinde Türk bayrağı var diye kurtarmadım ki. Bir nevi orada benim yoldaşımdı. Gezi’den bu yana Kürtler, Aleviler, devrimciler ve sosyalistler aynı noktada. Tek fark liberaller ve kemalistler açısından değişiklik oldu. O dönem halen iktidarın ortağı olduklarını ve parmak sallayabileceklerini düşünüyorlardı. Böyle olmadığını gördüler. Bugün solcular oturmuş, Meral Akşener kazansa da AKP gitse, diyor. Bu kadar aciz, umutsuz siyaset düşünüyorlar. Bu ülkede gerçek anlamda sosyal demokratlar, Kürter, Aleviler, devrimciler ve sosyalistler birleştiği zaman ülke yaşanabilecek bir noktaya gelir. Günlük yaşamımda da pek bir farklılık yok. Sinema sektöründe sanat yönetmenliği görevi yapıyorum. Şimdi Rojava’nın uzun metrajlı filimini çekiyoruz. Ölenlere bir bakın, hep emekçi ve Alevi çocukları. Devletin Kürtlere savaş açtığını düşünüyorum. Artık toplumun birlikte harekete geçmesi lazım. Belki bedel ödeyeceğiz ama hep birlikte kurtulacağız.

    'Gençliğime gittim'

    Gezi’de sapanıyla tanınan Emine Cansever:

    Gezi süreci beni gençliğime götürdü. ‘Tamam’ dedim halk budur. Bu halk devrimi yapar gözüküyordu aslında. Bir umut, ışık gördüm. Duygulanıyordum. Vapurla gelip gidiyor gençler sloganlar atıyor farklı bir heyecan vardı. Tıpkı 15-16 Haziran işçi direnişindeki gibi bir kımıldama oldu. TOMA’lar saldırıyor, gençler kafaları gözleri kırılmalarına karşı direniyordu. Bunun iki ağaç için kopartılmış bir patırtı olmadığını biliyorduk. Çünkü yaşam şartlarımız ağırlaştırılıyor, özgürlüklerimeze saldırıyorlardı. Sonradan iktidar ile yapılan görüşmeler ile halkın talepleri yerine getirilmedi. Ama o umut bitmiş değil. Bugün Gezi olsa yine giderim. 27 yıl hapis cezası ile yargılıyorlar ama istedikleri kadar yargılasınlar. Biz orada geleceğimize sahip çıkmak için sokağa çıktık. Gezi’den dolayı hiç bir pişmanlığım olmadı. Bedelsiz mücadele olmaz. Nereler de bedel ödenmiyor ki. Yaşarken de bedel ödüyoruz. Örneğin insanca yaşayamıyoruz. Toplu taşımayı, eğitim hakkını, sağlığı hiç birşeyi yeterli kullanamıyoruz. Bizi dayanışma ile suçluyorlarsa, dayanışmaya devam edeceğiz. Ben bu suçu işlemeye devam edeceğim. Niye polise taş attın diyorlar? Ben de diyorum ki; Kimin ayağına basarsan bas o kişi bir gün Köroğlu olur başkaldırır. Polis saldırırken tabi ki ben de baş kaldıracaktım. Halen Gezi meşru bir halk hareketi mi diye tartışıyorlar! Evet Gezi meşru bir halk hareketidir. Orada birbirine zıt fikirlerin bir arada ortak mücadele vermesi bunun halk hareketi olduğunun göstergesidir. Benim hayatımda Gezi’den sonra pek değişiklik olmadı. Sadece bir ara tutuklandım ve hakkımda dava açıldı.

    'Hâlâ o acıyla yaşıyorum'

    Gezi’deki o şiddetin ardından hayatını A’dan Z’ye yeniden yapılandıran bir isim Lobna Allami. Gaz bombasıyla başından vurulduktan sonra bilinci kapalı bir halde yerde yatarken çekilen fotoğrafıyla tanıdık onu. Şimdi Berlin’de yaşıyor. Berlin’deki Maxim Gorki Tiyatrosu’nda çalışıyor. Lobna, ayağa kalkıp konuşunca ilk kez Maxim Gorki Tiyatrosu’nda “Akdeniz’in Tuzu” adlı iki günlük bir festival düzenlemiş. Şimdi 3 kişilik bir tiyatro oyunu üzerinde çalışıyor. İki beyin cerrahıyla aynı sahneyi paylaşacak. Oyunun konusu ise insan beyni: Kafatasında hasar olan insan tekrar nasıl öğreniyor, ayakta nasıl duruyor? Oyunda, Lobna’nın bütün hayatı yer alacak. Vurulduktan sonraki ve vurulmadan önceki bütün hayatı...

    Lobna’nın tedavisi ise 3 yıldır sürüyor. Sağlık durumuyla ilgili şunları söylüyor: “Acıyla yaşıyorum. Her gün altı tane ağrı kesici alıyorum. Epilepsi vurulmadan önce yoktu. Epilepsi nedeniyle de 3 bin miligramlık ilaçlar alıyorum. Geçen hafta yine ameliyat olacaktım. Hasarlı kafatasını çıkarıp, yerine estetik bir şey koyacaklardı. Kafamı bir yere vurmamam lazım. Sol tarafta, kafatasım ile beyin arasındaki zarlar yok. Direkt birbirine değiyorlar. Çok yaşlanınca kask takacağım...”

    Lobna’nın Türkiye’ye küskünlüğü ise devam ediyor. Bu konudan bahsederken hüzünleniyor. Gezi’yi sorunca ise “Diyarbakır harap, Suriye yerle bir, Filistinliler 68 senedir öldürülüyor. Ne diyebilirim ki... Ne yapabiliyoruz” diyor. Berlin’de mültecilerle de çalışıyor Lobna. Lobna, Taksim’de vurulduktan sonra 1.5 sene hiç konuşamamıştı. Müzikle hayata döndüğünü vurguluyor. Devam etmek zorundasınız, pes etmek yok. Müzik, aşk ve barış. Yeter. Başka bir şey istemiyorum. Herkes de bunun istesin”diyor. Bir gün Türkiye ile barışır mısın?’ diye sorunda da “O adam giderse...” diye yanıtlıyor.

    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Sosyal Manşet | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : [email protected] | Haber Scripti: CM Bilişim