• BIST 102.482
    • Altın 146,654
    • Dolar 3,5204
    • Euro 4,1865
    • İstanbul 24 °C
    • Ankara 21 °C
    • İzmir 26 °C

    İstikamet Adalet

    Av.İbrahim Erdem

         CHP Genel Başkanı sayın Kemal KILIÇDAROĞLU başlattığı Adalet Yürüyüşü’nde artık hedefe ulaşmaya ramak kaldı,Kılıçdaroğlu yürüyüşün 23. gününde İstanbul il sınırına coşkulu bir şekilde ulaştı.

         Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu yürüyüşüne Halkevleri’nden tutun Demokrat Parti’ye, Haziran Hareketi’nden sanatçılara kadar toplumun hemen her kesiminde birçok kişi destek verdi.
    Kavurucu sıcağa rağmen kitle her geçen gün daha da arttı ve yürürken bir kez daha gördüm ki bu yürüyüş sadece genel başkanın ya da bir siyasi partinin değil mağdur edilen herkesin yürüyüşü olmuş, KHK zulmüne uğrayan insanlar da oradaydı, LGBT bireyleri de, 11 yaşındaki kardeşlerimiz de 70 yaşındaki dedelerimiz de hatta ve hatta hayvan dostlarımız da bizimle beraber yürüdüler. Belki de toplumumuzun en fazla ezilen sınıfı olan işçiler de hem yürüyüşe katılarak hem de yol kenarlarında yürüyenlere alkış tutarak desteklerini gösteriyorlardı.

    Yürüyüş öylesine kalabalık ki genel başkan günlük hedefine ulaştıktan sonra yürüyüş kortejinin kamp alanına ulaşması onlarca dakika sürdü, zaten kortejin oluşturduğu ve kilometrelere varan uzunluk ne derece kalabalık bir yürüyüş olduğunun en somut göstergesi. Yürüyenler kadar araçlarıyla trafikte olanlar da gerek kornalarıyla gerekse de zafer işaretleriyle yürüyüşü selamlayarak desteklerini belli ettiler.

    Bütün bunlar da az önce ifade ettiğim gibi yürüyüşü kitleselleştirmiş, toplumsallaştırmış ve bu yürüyüşü Türkiye tabanına yaymıştır.

             Yürüyüşe katılan hemen her kesimden ve her sınıftan vatandaşın tek bir talebi var: O da “Adalet”. Peki bu adalet ihtiyacı nasıl ortaya çıktı? Görünürdeki sebep CHP İstanbul milletvekili Berberoğlu’nun MİT Tırları davası neticesinde tutuklanması, ancak bu tutuklama kararından çok daha önce Türkiye’de adalet mumla aranır noktaya gelmiştir. Bu tutuklama kararı bardağı taşıran damla değil, artık bardaktan taşan suyun bardağın boyunu geçmesi noktasıdır.

             Daha geçen gün andığımız ve acısı hala yüreğimizde olan Madımak Katliamı’nın davası Türkiye Cumhuriyeti’nin gördüğü en adaletsiz yargılamalardan bir tanesidir. Yıllarca aranan sanıklar evlenmiş, askere gitmiş hatta ve hatta doğan çocuğunu kendi nüfusuna aldırabilmiştir. Daha vahimi ise yine aranan başka bir sanık bu devlete memurluk yapabilmiştir.

    Düşünün her yerde aranıyorsunuz (!) ve sizi arayan devletin binalarına elinizi kolunuzu sallayarak girip çıkabiliyorsunuz ve ne hikmetse bu devlet sizi her yerde aradığı halde kendi binasında bulamıyor. Bu bulunamazlık (!) sonucunda da dava zamanaşımından dolayı düşüyor ve ülkenin Başbakanı “hayırlı olması” temennisinde bulunuyor. Şu an milyonlarca kişinin adalet çığlığının temelinde Madımak Davası ve benzeri onlarca dava bulunuyor.

             Türkiye’de zaten çok sağlam olmayan adalet düzeni 12 Eylül referandumuyla beraber uçurumdan aşağı yuvarlanmaya başlamıştır. O dönem ne istedilerse elde eden bir yapılanma bu referandum sonucu oluşan HSYK düzeniyle beraber ülkedeki yargı teşkilatını ellerine aldı. Hakim-Savcı olabilmek için bu yapılanmadan icazet almak zorunlu hale gelmiş, ülkenin hakim ve savcıları emir alarak karar verme noktasına gelmiştir. Hatta öyle ki bu kişilerin yarıya yakını şu an mesleklerinden ihraç edilmiş ve terörist suçlamasıyla tutuklanmışlardır. O dönemin “kahraman” savcıları, günümüzün teröristleri görevde bulundukları süreçte ülkenin iç dinamikleriyle oynamış; Ergenekon, Balyoz, KCK,Şike gibi birçok davanın hakim ve savcılıklarını yapmışlardır.
    Bu davalar sonucunda Türkan SAYLAN, Kuddusi OKKIR, Ali TATAR gibi birçok aydın hayatını kaybetmiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin en gizli bilgilerinin yer aldığı “kozmik odaya” girilmiş, ülkenin birçok sırrı ele geçirilmiştir.

    İşte bu davalar neticesinde boşalan TSK rütbelerine liyakat ve teamüllere aykırı olarak gelen kişiler de 15 Temmuz’un askeri kanadını oluşturmuştur. Aslında 15 Temmuz, 12 Eylül’ün bir sonucudur ve 12 Eylül 2010 ülkemizdeki adalet ihtiyacının acı çığlıklarının biraz daha gür çıkmasına sebebiyet veren bir halkoylaması olarak tarihteki yerini almıştır.

             Türkiye’de öylesine hasretiz ki “adalete”, Türk halkı adaleti Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde arama noktasında Avrupa’daki diğer devlet vatandaşlarına oranla çok daha ileridedir. Türkiye 2015 yılı itibariyle Ukrayna ve Rusya’dan sonra AİHM’e en çok başvuru yapan 3. Ülke konumundadır. OHAL’den sonra yayımlanan KHK’ler ile bu sıralamada daha üst sıralara tırmanacağımız konusunda kimsenin şüphesi olmasın. İşin daha da kötü yanı AİHM bu başvuruların çoğunda Türkiye’yi mahkum etmektedir. Özetle Türkiye’deki adalet açığı AİHM tarafından kapatılmaktadır.

             Ülkemiz Mahkemeleri Anayasa gereği ve yukarıda bahsedildiği gibi  “tarafsız” hakimlerden oluşmaktaydı, ancak tarafsızlık az gelmiş olacak ki 16 Nisan tarihinde yapılan referandum ile Mahkemelerin başına bir de “bağımsız” ibaresi eklendi. Aziz Nesin, soyadı kanunu çıktığında herkes kendisinde olmayan özelliği soyadı olarak almıştı der, bizimki de o hesap Mahkemelerimize ait olmayan ne kadar özellik varsa Anayasamızda Mahkemelerin öyle olduğunu iddia etmişiz. Mevcut düzenlemeye göre HSK üyelerinin tamamını doğrudan ve dolaylı olarak Partili Cumhurbaşkanı belirlemektedir. Bu şekilde belirlenen HSK’nın atadığı hakimlerin de tarafsız olmasını beklemek çok makul bir beklenti olmasa gerek. Hükümet politikası aleyhine karar veren hakimler ya meslekten ihraç edildi ya da sürüldü.

             Ülkede Mahkemeler öyle bir noktaya geldi ki Twitter’da gündem olmasına göre tacizciler tutuklanmakta, toplumun tepkisi azaldıktan sonra bu kişiler serbest bırakılmaktadır. Öyle bir adalet düzenindeyiz ki Dilek DOĞAN’ın katili serbestçe dolaşırken Laiklik isteyen Halkevleri üyeleri tutuklandı, öyle bir adalet düzenindeyiz ki Uğur KURT’un katili komik bir para cezasıyla kurtulurken sadece işlerini geri isteyen ve günlerdir bu uğurda sadece açlık grevi yapan Nuriye ve Semih hocalarımız tutuklular. Öyle bir adalet düzenindeyiz ki damatlar tahliye olurken ülkenin vekilleri tutuklandı.

             Bu sayılanlar hukuksuzlukların, haksızların en bilinenleri, geride onlarca yüzlerce hukuksuzluk adliye saraylarında kol gezmekte. İşte CHP Genel Başkanı sayın KILIÇDAROĞLU da bu düzene karşı adalet çığlıklarımızı daha gür bir sesle duyurmak için yollarda.

             Bu yürüyüş; duvarında “Adalet Mülkün Temelidir” yazan Mahkeme salonlarında olmayan adaletin en temel ihtiyaç olduğunun yüz binlerce kişi tarafından haykırılmasıdır.

    ibrahim-erdem.jpg





    Av. İbrahim ERDEM

     

    Bu yazı toplam 2100 defa okunmuştur.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Sosyal Manşet | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 507 744 96 16 | Haber Scripti: CM Bilişim