• BIST 96.455
    • Altın 222,871
    • Dolar 5,6626
    • Euro 6,5275
    • İstanbul 16 °C
    • Ankara 8 °C
    • İzmir 15 °C

    ''İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır''

    Av.İbrahim Erdem

    Mustafa Kemal Atatürk;”Öğretmenler yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” diyerek eğitimin toplum hayatındaki yerini belirlemiştir. Bir toplumun geleceği o toplumun eğitimcilerinin elindedir, eğitimciler öyle bir eğitim sistemi uygular ki toplumu 5-10 sene sonra muasır medeniyetler seviyesine taşıyabilir ya da tam tersi uygulanan eğitim sistemiyle toplum kendini Orta Çağ karanlığında bulur.

             Eğitim sisteminin topluma etkisinde en güzel örneklerden biri de Finladiya’nın eğitim sistemidir. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı-PISA resmi sonuçları da bu başarıyı doğrular nitelikte. OECD Üyesi olan 64 ülke arasında her üç yılda bir uygulanan, öğrencilerin Fen Bilimleri, Matematik ve okuma alanlarında, öğrendiklerini ne kadar uygulayabildiklerini, bilgi, analiz ve sorun çözme yeteneklerini ölçen PISA testinde Türkiye matematikte 45’inci, fende 41’inci, okumada 37’inci sırada yer alırken Finlandiya yıllardır dünya ülkeleri içindeki ilk sıraları kimseye kaptırmıyor. Finlandiya’da öğrenciler arasında tam bir fırsat eşitliği var, mesela özel okul yok ve okulların hepsi aynı eğitim öğretim ve öğretmen kalitesinde. Özetle Finlandiya’da düzen tamamen eğitimde fırsat eşitliği ilkesi üzerine kurulu.

             Grigory Petrov’un “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı romanı Fin ülkesinin sadece eğitim sistemini düzelterek karanlıktan nasıl beyaz zambaklar ülkesine dönüştüğünü anlatır. Sadece bu kitap dahi eğitim sisteminin ülkelerin kaderinde ne denli etkili olduğunun kanıtıdır. Mustafa Kemal Atatürk, Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı romanı Türkçe’ye tercüme ettirmiş ve bu kitap Cumhuriyetin ilk yıllarında Öğretmen Okulu’ndan mezun olan her öğretmene diplomasıyla birlikte hediye edilmiştir.

             Cumhuriyet’in ilk yılları hemen her alanda olduğu gibi eğitim açısından da ülkemiz için şaha kalkış dönemi olmuş ve Türkiye eğitim alanında yapılan reformlarla, açılan okullar ve yetiştirilen öğrencilerle büyük bir başarı yakalamıştır. Şüphesiz ki bu başarıda en önemli etken eğitim sisteminin doğmalardan uzak-sorgulayıcı, çağdaş ve pozitif bilimlere dayalı olmasıdır. Bunun yanında o dönemlerde açılan “Köy Enstitüleri” toplumun ihtiyaçlarını karşılamış ve o okullarda okuyan öğrenciler sadece eğitim alanında değil toplumsal yaşamla ilgili konularda da kendilerini geliştirme imkânı yakalamışlardır. Bir yandan Köy Enstitüleri kurulurken diğer yandan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Ankara Hukuk Fakültesi gibi yüksek öğrenim veren okullar açılarak eğitimde ilerleme devam ettirilmiştir.

             Yaklaşık 100 yıl önce durumlar böyleyken ülkenin yönetiminde söz sahibi olanlardan beklenen bu gelişimi yine aynı inanç ve bilim ışığında devam ettirmek hatta ileriye taşımaktır. Ancak süreç pek beklenildiği gibi olmadı, açılan yolda yürümesi gereken kişiler ilk buldukları fırsatta yollarını değiştirdiler. Kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıyan ilk devlet olarak övünürken 2017 Türkiye’sinde kadının erkeğe itaat etmesi gerektiğini okul müfredatına koyduk ve kadının kocasını adıyla çağırmasını ayıp saydık. 
    Büyüklerimiz bize “72 millete aynı gözle bakmayı” öğütlerken Devletimiz ateistle evlenmenin doğru olmadığı söylüyor. Bizler çocuk gelinlerin yerinin okul olduğunu söylerken yeni müfredatımız erken yaşta evliliğin örfümüz olduğunu söylüyor. “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” düşüncesiyle kurduğumuz Devletimiz çocuklarımıza cihat fikrini aşılamak istiyor.

             Müfredata eklenen ve müfredattan çıkarılan bütün konuların ana hedefi Türkiye’yi çağdaş, laik ve ilerici eğitimden uzaklaştırıp medrese eğitimine döndürmek ve Türkiye’nin kurucu felsefesini ortadan kaldırmaktır. Belli ki ülkeyi yönetenlerin bilimle, laiklikle ve Mustafa Kemal’le dertleri var, belli ki ülkeyi yönetenler zihinlerindeki karanlığı henüz çocuk yaştaki beyinlere aşılamaya kararlılar. Ancak bu durumdan daha vahim olan bir şey varsa o da bunu kabullenmek, bu duruma razı olmaktır. Siyasi görüşümüzün ne olduğu ya da hangi dili konuştuğumuz önemli değil, saçımızın açık veya kapalı olması yahut bıyığımızın nerde başlayıp nerde bittiği gelinen noktada bunların hiçbir önemi yok. Bu kavga memleket kavgası, bu kavga çocuklarımızın gelecek kavgası.

             Yapmamız gerekeni şair yılar önce dile getirmiş; nerde olursak olalım içerde, dışarda, derste, sırada celladımızın üstüne yürüyüp tükürmemiz lazım fırsatçıların,fesatçıların, hayınların suratına. Kitap ile ,iş ile dayanmadıktan aydınlık bir gelecek için mücadele etmedikten sonra yolumuz da geleceğimiz de zifiri bir karanlık olarak kalacaktır.

             Dayatılmak istenen bu vahim müfredata karşı toplumsal muhalefetin fitilini ateşleyen Eğitim Sen’in de aralarında olduğu çeşitli sivil toplum örgütleri hepimizi   “Eşit, özgür, demokratik ve barış içinde bir yaşam için yapılacak çok şey olduğunu biliyoruz. Gelin hep birlikte toplumu kutuplaştıran ve kendinden olmayanı yok sayan bir kindarlığın elinde çocuklarımızın ve öğrencilerimizin geleceğinin un ufak edilmesine izin vermeyelim!” diyerek 17.09.2017 tarihinde yapılacak olan Kamusal, Parasız, Laik, Bilimsel ve Anadilinde Eğitim İçin Kartal Mitingine omuz verelim.

      Çocuklarımızın,gençlerimizin karanlığa itilmesine hep beraber karşı çıkalım!

     

     

    Av. İbrahim ERDEM

    Bu yazı toplam 1306 defa okunmuştur.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Sosyal Manşet | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : [email protected] | Haber Scripti: CM Bilişim